İnsan, kendini anlatırken haklıdır.
Çünkü herkes, yaşadıklarını kendi penceresinden görür. Verdiği kararların, söylediği sözlerin, attığı adımların mutlaka bir gerekçesi vardır. Hiç kimse sabah uyanıp "Bugün birinin hayatını karartayım." diye düşünmez. Buna rağmen dünya, birbirinin canını istemeden de olsa acıtan insanlarla doludur.
Belki de bu yüzden hepimiz, birilerinin hikâyesinde kötü karakteriz.
Hayat yalnızca bizim yazdığımız bir roman değil. Aynı olayın başka tanıkları, başka mağdurları, başka anlatıcıları var. Bizim "mecburdum" dediğimiz yerde, bir başkası "Beni hiçe saydı." diye hatırlıyor. Bizim "Doğru olanı yaptım." dediğimiz yerde, bir başkası yıllarca kapanmayacak bir yaranın izini taşıyor.
İnsan kendini niyetiyle savunur; karşısındaki ise sonucu yaşar.
İşte bütün mesele burada başlıyor.
Günümüzün en büyük hastalıklarından biri, haklı olmayı vicdanlı olmaktan daha değerli görmek. Tartışmaları kazanıyoruz ama insanları kaybediyoruz. Kendi doğrularımızı öylesine büyütüyoruz ki karşımızdakinin acısına yer kalmıyor.
Oysa haklı olmak, her zaman masum olmak değildir.
Bir baba, "Evladım güçlü olsun." diye sert davranır; yıllar sonra o çocuk sevgiyi göstermeyi öğrenemez. Bir öğretmen, "Disiplin şart." der; bir öğrencinin özgüvenini fark etmeden elinden alır. Bir yönetici, "İşin gereği." diyerek imza atar; bir ailenin düzeni bozulur. Hepsi kendi açısından haklı olabilir. Ama bu, başkasının hikâyesindeki rollerini değiştirmez.
Toplum olarak bir başka alışkanlığımız daha var: Kendimizi affederken başkalarını yargılamak.
Kendi hatalarımıza mazeret buluyor, başkalarının hatalarına ise karakter hükmü veriyoruz. Kendimize ikinci bir şans tanıyor, başkalarına tek bir yanlışın cezasını kesiyoruz.
Oysa hayat siyah ile beyaz arasında yaşanmıyor.
İnsan hem iyiliği hem yanlışı aynı yürekte taşıyabiliyor. Aynı kişi bir gün birinin umudu, ertesi gün bir başkasının hayal kırıklığı olabiliyor. Bizi insan yapan da kusursuzluğumuz değil, kusurlarımızla yüzleşebilme cesaretimizdir.
Belki de asıl olgunluk, herkes tarafından sevilmeye çalışmak değil; istemeden de olsa kırdığımız insanların varlığını inkâr etmemektir.
Çünkü gerçeğin en rahatsız edici tarafı şudur:
Hepimiz aynaya baktığımızda kahraman görürüz. Ama hayat, yalnızca aynadan ibaret değildir. Bir de başkalarının penceresi vardır. O pencereden bakıldığında, kahraman sandığımız kişi bazen vicdanlara en ağır yükü bırakan karakter olabilir.
Belki de daha adil bir dünyanın başlangıcı, şu cümleyi kurabilmektir:
"Ben haklı olabilirim... Ama yine de seni incitmiş olabilirim."
İşte o gün, hikâyeler değişmeye başlar. Ve belki ilk kez, başkasının hikâyesinde kötü karakter olmaktan çıkmanın yolunu buluruz.
Faruk Kavaklı
#farukkavaklı #köşeyazısı
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.