CHP’deki kavganın tozu dumanı yine memleketin üstüne serpilmek isteniyor. İçeride koltuklar kayıyor, ekipler birbirine bileniyor, eski defterler yeni kapaklarla açılıyor; fakat işin en mahir tarafı şu: Her kavgaya mutlaka AK Parti’yi de bir şekilde davet etmeye çalışıyorlar.
Davet dediysek öyle nazik bir davet değil. Bildiğiniz “Biz kendi aramızda anlaşamıyoruz, bari siz de gelin de meseleye biraz dış cephe süsü verelim” telaşı.
Ama bu kez kapıdan içeri giren yok.
Doğrusu da bu.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın çizdiği çerçeve gayet net: “Kayıkçı kavgasının hiçbir yerinde yokuz.”
Aslında mesele tam da bu. CHP’de kavga yeni değil, sadece ambalajı yenileniyor. Eskiden “parti içi demokrasi” denirdi, şimdi “değişim süreci” deniyor. Eskiden hizip vardı, şimdi ekip var. Eskiden kurultay hesabı vardı, şimdi “gelecek vizyonu” var. Ama sonuç değişmiyor: Aynı sandalın içinde oturup kürekleri birbirinin kafasına indiren bir siyaset tarzı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “yeni sürüm kayıkçı kavgaları” tarifi bu yüzden yerli yerine oturuyor. Yazılım güncellenmiş olabilir ama sistem hatası aynı: CHP ne zaman iç tartışmaya girse, meseleyi milletin gündemiymiş gibi pazarlamaya çalışıyor.
Oysa milletin gündemi başka.
Millet geçim derdine, güvenliğine, bölgesindeki yangın çemberine, Türkiye’nin bağımsız yürüyüşüne bakıyor. Savunma sanayiinde, diplomaside, enerjide, terörle mücadelede verilen büyük mücadeleyi görüyor. Türkiye’nin kendi kararını kendi veren bir ülke olarak ayakta durmasını önemsiyor.
CHP ise hâlâ kendi içindeki sandalye düzenini devlet meselesi gibi sunmanın peşinde.
Bir de üstüne AK Parti’yi bu tartışmanın içine çekme gayreti var. Sanki CHP’deki kavganın sebebi dışarıdaymış gibi. Sanki yıllardır bitmeyen hizip mücadeleleri, kırgınlıklar, tasfiyeler, adaylık hesapları başka bir yerden yönetiliyormuş gibi.
Hayır.
Bu kavga CHP’nin kendi kavgasıdır.
Kim kimi devirecek, kim kimin arkasından yürüyecek, kim hangi mikrofonun önünde “değişim” deyip hangi kapının ardında eski usul hesap yapacak; bunların tamamı CHP’nin iç meselesidir.
AK Parti’nin burada yapacağı en doğru şey, yaptığı şeydir: Mesafeyi korumak.
Çünkü bu kavganın içine girilmez. Giren, çamura basar. Basınca da o çamuru temizlemek uzun sürer.
Hele Numan Bey’i hiç üzmeyin.
Numan Kurtulmuş gibi devlet aklını, Meclis ciddiyetini ve siyasi nezaketi temsil eden bir ismi bu tartışmaların içine çekmeye çalışmak, siyaseten ucuz bir manevradır. CHP kendi iç tartışmasına meşruiyet arıyorsa bunu başka yerde arasın. Meclis’in ağırlığını, devletin kurumlarını, milletin ortak zeminini parti içi kavgaların dekoru hâline getirmeye kimsenin hakkı yok.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, kısır çekişmeler değil; milli istikamet, siyasi basiret ve devlet ciddiyetidir.
CHP’de isteyen eski sürüm kavga etsin, isteyen yeni sürüm kavga etsin. İster “değişim” desinler, ister “yenilenme” desinler. İster kayığı boyasınlar ister kürekleri değiştirsinler. İçindeki kavga kültürü değişmedikten sonra o kayık aynı yerde döner durur.
Millet ise artık bu filmi ezberledi.
Birileri her iç hesaplaşmada dış suçlu arıyor. Birileri her parti krizini memleket meselesi gibi pazarlıyor. Birileri de sandığı, milleti, milli iradeyi unutarak kendi koridor siyasetini Türkiye’nin gündemi sanıyor.
Ama Türkiye eski Türkiye değil.
Bu millet, kimin kavga için siyaset yaptığını, kimin hizmet için yürüdüğünü ayırt edecek ferasete fazlasıyla sahip.
O yüzden tavsiye basit:
CHP kendi kayığını kendi içinde sallamaya devam edebilir. Ama Türkiye’yi o kayığa bindirmeye kalkmasın.
Ve lütfen, Numan Bey’i üzmeyin.
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.