İspanya, Arjantin’i uzatmalarda Ferran Torres’in 106. dakikada attığı golle 1-0 yenerek dünya şampiyonu oldu. 120 dakikalık nefes kesen bir finalin ardından kupa İspanya’nın müzesine gitti. Ama asıl şampiyon haftalar önce belliydi: FIFA.
Rakamlar başka hiçbir yoruma yer bırakmıyor. Deutsche Bank Research Kıdemli Stratejisti Marion Laboure, FIFA’nın dört yıllık gelirlerinin 13 milyar dolara yaklaştığını ve organizasyonun finansal açıdan açık ara en büyük kazanan olduğunu ifade ediyor. Gelirin üç ana kalemi var: TV ve medya hakları 4,26 milyar dolarla FIFA tarihinin zirvesine çıktı; bilet ve konaklama gelirleri 3,09 milyar dolara, sponsorluk gelirleri 2,69 milyar dolara ulaştı. Hatta bazı kaynaklarda toplam gelirin beklentileri aşarak 15 milyar dolar seviyesinde açıklanacağı öne sürülüyor.
Peki bu pastadan sahadakilere ne düştü? FIFA’nın 727 milyon dolarlık ödül havuzundan şampiyon İspanya 50 milyon dolar, finalde kaybeden Arjantin 33 milyon dolar aldı. Turnuvaya katılan 48 ülkenin her biri ise en az 10,5 milyon dolarlık geliri garantiledi. Yani milyar dolarlık gelirin sahaya inen kısmı yüzde onu bile bulmuyor. Modern futbolun özeti bu: Oyunu oynayanlar figüran, organize edenler patron.
Kaybedenler hanesi de kalabalık. Turnuvayı yerinde izlemek isteyen taraftarlar en büyük ekonomik kaybedenler arasında yer aldı; rekor bilet fiyatlarına uçak, konaklama ve yeniden satış piyasasındaki astronomik rakamlar eklendi. Ev sahibi 16 şehirde oteller ve yerel işletmeler hareketlendi, ancak uzmanlara göre bu canlanma büyük ölçüde kısa vadeyle sınırlı kaldı. FIFA’nın “küresel ekonomiye 41 milyar dolar katkı” söylemi de bu tabloyla birlikte okunmalı.
Türkiye bu denklemin neresinde?
Milli Takımımız gruptan çıkamadan döndü; kasaya giren garanti pay yaklaşık 10,5 milyon dolar. Kulağa büyük gelebilir ama Süper Lig kulüplerimizin yıllık faiz yükünün yanında devede kulak. Asıl mesele şu: Futbol artık yıllık 60 milyar euroyu aşan küresel bir endüstri ve bu endüstride masada oturmayan, menüde yer alıyor.
Türkiye’nin önünde iki yol var. Birincisi, dört yılda bir “keşke” demeye devam etmek. İkincisi, futbolu bir ekonomi olarak yeniden kurmak: Altyapıya yatırım, kulüplerde mali disiplin, ihracat kalemi haline gelmiş oyuncu yetiştirme modeli ve — neden olmasın — gelecek turnuvalara ev sahipliği vizyonu. İspanya’nın bu şampiyonluğu tesadüf değil; La Masia’dan bu yana kesintisiz süren bir altyapı felsefesinin ürünü. Fas’ın, Suudi Arabistan’ın yaptığı planlamayı biz stat kapasitemiz ve coğrafi konumumuzla çok daha güçlü yapabiliriz.
Kupa dün gece sahibini buldu. Para ise sahibini çoktan bulmuştu.
Aytekin Polatel
#dünyakupası #FIFA
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.