Bazen bir masal, bazen bir fıkra, bazen de çocukluğumuzda büyüklerimizin anlattığı kısa bir hikâye, yıllarca okuduğumuz siyasi analizlerden daha büyük dersler verir.
Sarı Öküz hikâyesi de bunlardan biridir.
Hikâyeye göre bir sürü öküz vardır. Birlik oldukları sürece hiçbir yırtıcı onlara zarar veremez. Ancak sürü içindeki sarı öküz farklıdır. Aslanlar gelir ve diğer öküzlere:
“Bize sadece sarı öküzü verin, size dokunmayacağız” der.
Sürü kabul eder.
Sonra bir başka öküz gider.
Sonra bir başkası…
En sonunda geriye kalan son öküz şu tarihi cümleyi kurar:
“Biz aslında sarı öküzü verdiğimiz gün kaybettik.”
Bugün Ortadoğu’ya baktığımızda bu hikâyeyi hatırlamamak mümkün değildir.
Yıllar boyunca bölge ülkeleri birbirlerini rakip gördü. Kimi zaman birbirlerine tuzak kurdular, kimi zaman birbirlerinin zayıflamasından memnun oldular. Oysa yaşananlar gösterdi ki aynı coğrafyada yaşayan milletlerin kaderleri birbirinden tamamen bağımsız değildir.
Bir apartmanı düşünelim.
Apartmandaki her daire ayrı bir devlettir.
Bir dairede çıkan yangın sadece o daireyi yakmaz.
Bir dairede patlayan su borusu yalnızca o evin duvarlarını çürütmez.
Bir dairede yaşanan huzursuzluk zamanla bütün apartmana yayılır.
Bugün devletler de böyledir.
Komşuluk artık sadece sınır paylaşmak değildir.
Komşuluk, aynı güvenlik alanını, aynı ekonomik havzayı, aynı göç yollarını ve aynı tehditleri paylaşmaktır.
Irak bunun en somut örneklerinden biridir.
Bir zamanlar bölgenin en güçlü devletlerinden biri olan Irak, yıllardır işgalin, iç çatışmaların ve dış müdahalelerin gölgesinde yaşamaktadır. Merkezi otoritenin zayıfladığı, farklı güç merkezlerinin oluştuğu bir yapı ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak bundan sadece Irak halkı değil, bütün bölge etkilenmiştir.
Milyonlarca insan yer değiştirmiş, terör örgütleri geniş alanlar bulmuş, sınır güvenliği tartışmaları başlamış ve bölgesel istikrar büyük zarar görmüştür.
Suriye ise yıllardır devam eden ağır bir iç savaşın ardından hâlâ toparlanma mücadelesi vermektedir.
Şehirler yıkılmış, milyonlarca insan evini terk etmiş, ekonomik yapı çökmüş ve ülke uzun yıllardır yeniden ayağa kalkmaya çalışmaktadır.
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı göç, güvenlik ve ekonomik sorunların önemli bir kısmı da bu süreçlerden bağımsız değildir.
Bu nedenle mesele sadece bir ülkenin iç meselesi olmaktan çıkmaktadır.
İran konusunda da aynı gerçeklik göz ardı edilmemelidir.
Bir ülkenin yönetimi eleştirilebilir.
Siyasi tercihleri tartışılabilir.
Politikaları beğenilmeyebilir.
Ancak başka bir konu vardır ki o, devletlerin toprak bütünlüğüdür.
Ortadoğu’nun daha fazla parçalanmaya değil, daha fazla istikrara ihtiyacı vardır.
Çünkü bir ülkenin parçalanmasıyla ortaya çıkan boşluk, çoğu zaman demokrasiyle veya huzurla dolmaz.
Tam tersine; vekâlet savaşlarıyla, terör örgütleriyle, göç hareketleriyle ve uzun yıllar sürecek istikrarsızlıklarla dolabilir.
Türkiye’nin yıllardır savunduğu temel yaklaşım da budur.
Komşuların toprak bütünlüğünün korunması.
Bugün yaşanan gelişmeler bize gösteriyor ki eski dönemlerin “komşunun zayıflaması benim kazancımdır” anlayışı artık geçerliliğini kaybetmiştir.
Yeni dönemin gerçeği şudur:
Komşunun evi yanarken senin evin güvende değildir.
Komşunun çatısı çökerken senin çatın sağlam kalmaz.
Komşunun huzursuzluğu bir süre sonra senin huzursuzluğun olur.
Bu yüzden bölge ülkeleri artık sadece komşu değildir.
Aynı apartmanın sakinleridir.
Hatta bazı yönleriyle aynı ailenin fertleri gibidir.
Bugün Irak’ta yaşananlar, Suriye’de yaşananlar ve İran etrafında yürütülen tartışmalar bize bir kez daha Sarı Öküz hikâyesini hatırlatıyor.
Belki de asıl mesele kimin haklı, kimin haksız olduğundan önce şu soruya cevap verebilmektir:
Biz Sarı Öküzü hangi gün verdik?
Ve daha önemlisi…
Bir daha vermemek için ne yapacağız?
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.