Bir ülkede hürriyet kıymetlidir. Sanat kıymetlidir. Fikir kıymetlidir. Fakat hiçbir hürriyet, bir milletin mukaddeslerini tahkir etme imtiyazına dönüşemez. Hiçbir sahne, inanan insanların kalbini inciten bir gösterinin meşrulaştırma alanı sayılamaz.
İranlı müzisyen Mohsen Namjoo’nun Ankara’da konser vermeye hazırlanması üzerine ortaya çıkan toplumsal tepki, basit bir konser tartışması değildir. Bu mesele, Türkiye’de kamusal hayatın hangi hassasiyetler üzerine yükseleceğiyle ilgilidir. Kur’an-ı Kerim ayetlerinin müzik eşliğinde ve inananların rızasını, edebini, hassasiyetini hiçe sayan bir biçimde kullanıldığı iddiaları ortadayken, “bu sadece sanattır” demek meseleyi hafife almaktır.
Sanat, insanı yüceltir. Hakikate kapı aralar. Toplumun acılarını, sevinçlerini, arayışlarını anlatır. Ama sanat adı altında kutsala hoyratça dokunmak, milyonlarca insanı incitmek, sonra da bunu ifade özgürlüğü ambalajıyla sunmak sanat değil, provokasyondur.
İşte bu yüzden Ankara’da planlanan konserin iptal kararı, yalnızca idari bir işlem olarak görülmemelidir. Bu karar, devlet aklının toplumun manevi dokusunu ciddiye aldığını gösteren önemli bir tavırdır. Bu karar, bürokrasinin soğuk dili içinde bile güçlü bir anlam taşımaktadır: Bu milletin mukaddesleri sahipsiz değildirin eylem bulmuş halidir.
Bu noktada İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin şahsında ortaya konan hassasiyet ayrıca dikkat çekicidir. Sayın Çiftçi’nin tavrı, sıradan bir idari refleks değil; milletin ruh köklerini bilen, devlet aklını toplum vicdanıyla buluşturan yüksek bir sorumluluk örneğidir. Makamların yalnızca yetkiyle değil; basiretle, ferasetle ve milletin değerlerine sadakatle taşınabileceğini göstermiştir.
Devlet adamlığı tam da böyle zamanlarda belli olur. Toplumun sinir uçlarına dokunan, milletin mukaddeslerine yönelen, sanat kisvesi altında provokasyon üreten girişimler karşısında susmak kolaydır. Fakat milletin hissiyatını duymak, kamu vicdanının yanında durmak ve gerektiğinde net bir irade ortaya koymak cesaret ister. Sayın Mustafa Çiftçi, bu konuda devlet ciddiyetine yakışan vakur bir duruş sergilemiştir.
Devlet adamlığı, yalnızca güvenliği sağlamak, asayişi temin etmek, yolları ve meydanları kontrol etmek değildir. Devlet adamlığı, milletin kalbinde neyin aziz, neyin kırılgan, neyin dokunulmaz olduğunu da bilmektir. Sayın Çiftçi’nin bu hassasiyeti, kamu yönetiminde değer merkezli bir duruşun örneği olarak kayda geçmelidir.
Türkiye, bin yıldır ezanla, Kur’an’la, vakıfla, camiyle, ilimle ve irfanla yoğrulmuş bir vatandır. Bu topraklarda sanat da edebini buradan alır. Şiir de musiki de mimari de hat da ebru da mukaddese karşı hürmetsizlikle değil; hürmetle, zarafetle, incelikle var olmuştur. Bizim medeniyetimizde estetik, edep ile tamamlanır. Edepsiz estetik, kalıcı bir sanat değil; gürültülü bir savruluştur.
Bugün bazı çevreler, toplumun inanç değerlerine yönelen her saygısızlığı “özgürlük” kavramının arkasına saklamaya çalışıyor. Oysa özgürlük, sorumsuzluk değildir. Özgürlük, başkasının kutsalına saldırma hakkı hiç değildir. Bir sanatçının sahneye çıkma hakkı varsa, bir milletin de inancına yapılan saygısızlığa itiraz etme hakkı vardır. Devletin görevi de bu dengeyi milletin huzurunu, kamu düzenini ve toplumsal barışı gözeterek kurmaktır.
Ankara’da verilen karar bu açıdan emsal değerdedir. Çünkü mesele bir kişinin şarkı söyleyip söylememesi değildir. Mesele, Türkiye’nin kendi manevi sınırlarını koruyup korumayacağıdır. Mesele, “sanat” denildiğinde her türlü kışkırtmanın, her türlü tahkirin, her türlü toplumsal yaralama girişiminin meşru sayılıp sayılmayacağıdır.
Sayın Mustafa Çiftçi’nin ortaya koyduğu tavır, yalnızca bugünün tartışmasına verilmiş bir cevap değildir; yarına bırakılmış güçlü bir mesajdır. Türkiye’de hiçbir makam, milletin inanç değerlerinden bağımsız düşünülemez. Sayın Bakan’ın duruşu da tam olarak bu hakikati hatırlatmıştır: Devlet, milletin değerlerine sırtını dönmez; milletin mukaddeslerini inciten hoyratlıklara karşı vakarını ve otoritesini gösterir.
Bu karar, kamu otoritesinin milletin vicdanıyla aynı hizada durabileceğini göstermiştir. Cesur ve yerinde bir tavırdır. Toplumun geniş kesimlerinde oluşan rahatsızlığın dikkate alınması, devletin millete rağmen değil, milletle beraber hareket ettiğinin işaretidir.
Sayın Bakan’ın dikkatine sunulması gereken asıl husus da budur: Bu mesele kapanmış bir konser meselesi değil, bundan sonrası için çizilecek ilkesel hattın başlangıcıdır.
Bugün Sayın Mustafa Çiftçi’nin şahsında görülen şey, kuru bir yasakçılık değil; milletin ortak değerlerini koruyan sorumlu bir devlet refleksidir. Bu refleks hem kamu düzeninin hem toplumsal huzurun hem de manevi haysiyetimizin teminatıdır.
Sanata evet. Fikre evet. Kültüre evet. Ama kutsala hakarete hayır. Toplumu germeyi hedefleyen gösterilere hayır. Milletin imanını incitmeyi maharet sanan hoyratlığa hayır.
Devlet bazen uzun konuşmaz. Bir karar alır ve o karar milletin gönlünde karşılığını bulur. Ankara’daki iptal kararı da böyle okunmalıdır.
Sayın Mustafa Çiftçi, bu kararla yalnızca bir konserin izninin iptal edilmesine katkı sunmamış; milletin mukaddeslerine uzanan hoyrat bir dile karşı devletin vakur cevabını temsil etmiştir.
Bu milletin mukaddesleri sahipsiz değildir. Bu hassasiyeti gören, duyan ve gereğini yapan her kamu görevlisi de milletin hafızasında hayırla anılır.
Yorumlar
1Kaleminize sağlık Tülin hocam