ANALİZ | Ankara, iki gün boyunca dünyanın en çok konuşulan başkenti oldu. 7-8 Temmuz tarihlerinde Beştepe'de düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, sonuç bildirgesinin açıklanmasıyla resmen tamamlandı. Peki geride ne kaldı? Zirveyi hem protokol hem de siyaset boyutuyla değerlendirmeye çalışayım.
Bildirgenin özeti: Süreklilik ama vurgu farklı
Sonuç bildirgesinde ittifak liderleri, Washington Antlaşması'nın 5. maddesine ve kolektif savunmaya "sarsılmaz bağlılık" ifadesini yineledi. Bu, önceki zirvelerin diline büyük ölçüde benzer bir dil. Asıl dikkat çeken kısım ise savunma sanayii boyutu oldu: Müttefikler arasında 50 milyar doları aşan yeni bir tedarik anlaşmasının duyurulması, geçen yılki Lahey Zirvesi'nde alınan harcama kararlarının artık somut sözleşmelere dönüştüğünün bir işareti sayılabilir.
Bildirgede ayrıca Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın 2025'te savunma yatırımlarını 139 milyar doların üzerine çıkardığı vurgulandı. Bu rakam, NATO içinde sıkça tartışılan "yük paylaşımı" meselesinde Washington'ın baskısının somut karşılık bulduğunu gösteriyor — iddia değil, bildirgede yer alan bir veri.
Ev sahibi rolü ve Türkiye'nin sunduğu tablo
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açılış konuşmasında altını çizdiği rakamlar da yazının bir parçası olmalı: Türkiye'nin savunma harcamalarını 2030'a kadar GSYH'nin %3,5'ine çıkarma hedefi, güvenlik ve dayanıklılık harcamalarında şimdiden %1,5'lik paya ulaşılmış olması ve 361 yetenek hedefinin büyük bölümünün taahhüt edilenden üç yıl önce karşılanacağı açıklaması. Bunlar, Ankara'nın zirveyi sadece ev sahipliği değil, kendi savunma sanayii anlatısını uluslararası kamuoyuna sunma fırsatı olarak da kullandığını gösteriyor.
2004 İstanbul Zirvesi'nden bu yana Türkiye'de düzenlenen ikinci NATO zirvesi olması da ayrıca not düşülmesi gereken bir detay.
Perde arkasındaki gerilimler
Zirvenin resmi diline yansımayan ancak basın toplantılarında ortaya çıkan gerilimler de dikkat çekiciydi:
ABD-İspanya hattı: Trump'ın İspanya ile ticari ilişkilerin kesilmesi talimatı verdiği yönündeki açıklamaları, zirve boyunca en çok konuşulan perde arkası gelişmelerden biri oldu.
Grönland meselesi: Danimarka Başbakanı Frederiksen'in "Grönland satılık değildir" vurgusu, ittifak içindeki toprak egemenliği hassasiyetinin hâlâ canlı olduğunu gösterdi.
S-400 / CAATSA sorusu: NATO Genel Sekreteri Rutte, bu konunun doğrudan Türkiye-ABD ikili meselesi olduğunu belirterek yorum yapmaktan kaçındı — bu da konunun zirve gündeminde resmi olarak ele alınmadığının bir işareti.
İran gerilimi: Trump'ın zirve sırasında İran'a yönelik sert açıklamaları ve olası yeni bir askeri hareketlilik iması, NATO zirvesinin bölgesel kriz yönetimiyle iç içe geçtiğini gösterdi.
Sonuç: "Başarılı" bir zirve mi?
Rutte'nin "son derece başarılı" nitelemesi, esasen bir NATO genel sekreterinin her zirve sonunda söylemesi beklenen bir değerlendirme. Ancak somut çıktılar — 50 milyar dolarlık tedarik anlaşması, harcama taahhütlerinin sözleşmelere dönüşmesi, 2027 zirvesinin Arnavutluk'ta yapılacağının teyidi — zirvenin en azından prosedürel anlamda tamamlandığını gösteriyor.
Türkiye açısından tablo daha net: Ev sahipliğinin diplomatik görünürlüğü, savunma sanayii anlatısının uluslararası sahneye taşınması ve CAATSA/S-400 gibi hassas konularda gündemi zorlamadan geçirilmiş bir zirve. Bunun siyasi karşılığının önümüzdeki haftalarda Washington ve Brüksel'deki ikili temaslarda ne ölçüde somutlaşacağı ise ayrı bir yazının konusu.
Haber: Aytekin Polatel
#NATO2026 #NATOZirvesi #NATOsummit
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.