Son Dakika
AVSAD’da Yeni Dönem: “Kişisel Menfaat Değil, Mesleki Vizyon” Vurgusu Münih'te Tarihi Coşku: İznik Mehter Takımı Almanları Büyüledi SON DAKİKA: Emeklilere Temmuz Müjdesi! Zam Farkı Ödemelerinde Tarih Netleşti Erzurum’da 50 Milyon TL’lik ORKÖY Desteği Çiftçiye Can Suyu Oldu Adalet Bakanlığı’ndan Faili Meçhul Cinayetlere "Teknolojik" Darbe: 6 Dosya Aydınlatıldı 30 İlde DEAŞ Operasyonu: 119 Gözaltı TESK’ten Dev Yatırım: Ahilik Kültürünü Yansıtan Yeni Genel Merkez Projesi Tanıtıldı Ardahan Valisi görevden alındı: Atama kararları Resmî Gazete’de İstanbul’da Toplu Ulaşıma %10 Zam: Metro, Metrobüs, Otobüs ve Vapur Ücretleri Arttı Bakan Bayraktar Amasya'da: "Dışa Bağımlılığı Bitirdiğimizde Türkiye Çok Daha Müreffeh Olacak" Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği Yenilendi: Medya Oscarları Geri Dönüyor! Fırat Havzası’nda 86 Milyon Avroluk Dev Proje Başladı: 6 İlde 40 Bin Haneye Destek Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’dan Üreticiye TARSİM Çağrısı Şehit Polisler 20 Yıl Sonra da Unutulmadı CHP Konyaaltı’nda Yeni Dönem: İlçe Başkanlığına Hasan Ercüment Taşdemir Atandı Veda Ve Yeni Başlangıç: Özgür Özel Salı Günü Chp’de Son Grup Toplantısını Mı Yapacak? CHP Antalya’da Üç İlçede Görev Değişimi: İlçe Başkanları Görevden Alındı Antalya’da Kavurucu Sıcak Alarmı: Termometreler 39 Dereceyi Görecek 2026 LGS Tercih ve Yerleştirme Takvimi Belli Oldu Genişletilmiş 2. Baskı Yayında: Anadolu Ajansı'nın Bir Asırlık Hakikat Mücadelesi AVSAD’da Yeni Dönem: “Kişisel Menfaat Değil, Mesleki Vizyon” Vurgusu Münih'te Tarihi Coşku: İznik Mehter Takımı Almanları Büyüledi SON DAKİKA: Emeklilere Temmuz Müjdesi! Zam Farkı Ödemelerinde Tarih Netleşti Erzurum’da 50 Milyon TL’lik ORKÖY Desteği Çiftçiye Can Suyu Oldu Adalet Bakanlığı’ndan Faili Meçhul Cinayetlere "Teknolojik" Darbe: 6 Dosya Aydınlatıldı 30 İlde DEAŞ Operasyonu: 119 Gözaltı TESK’ten Dev Yatırım: Ahilik Kültürünü Yansıtan Yeni Genel Merkez Projesi Tanıtıldı Ardahan Valisi görevden alındı: Atama kararları Resmî Gazete’de İstanbul’da Toplu Ulaşıma %10 Zam: Metro, Metrobüs, Otobüs ve Vapur Ücretleri Arttı Bakan Bayraktar Amasya'da: "Dışa Bağımlılığı Bitirdiğimizde Türkiye Çok Daha Müreffeh Olacak" Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği Yenilendi: Medya Oscarları Geri Dönüyor! Fırat Havzası’nda 86 Milyon Avroluk Dev Proje Başladı: 6 İlde 40 Bin Haneye Destek Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’dan Üreticiye TARSİM Çağrısı Şehit Polisler 20 Yıl Sonra da Unutulmadı CHP Konyaaltı’nda Yeni Dönem: İlçe Başkanlığına Hasan Ercüment Taşdemir Atandı Veda Ve Yeni Başlangıç: Özgür Özel Salı Günü Chp’de Son Grup Toplantısını Mı Yapacak? CHP Antalya’da Üç İlçede Görev Değişimi: İlçe Başkanları Görevden Alındı Antalya’da Kavurucu Sıcak Alarmı: Termometreler 39 Dereceyi Görecek 2026 LGS Tercih ve Yerleştirme Takvimi Belli Oldu Genişletilmiş 2. Baskı Yayında: Anadolu Ajansı'nın Bir Asırlık Hakikat Mücadelesi

Gündem

Ben Sana İlaç Olurum da Sen Benim Yan Etkilerime Dayanabilir misin?

Faruk Kavaklı · 23.06.2026 21:31

Ben Sana İlaç Olurum da Sen Benim Yan Etkilerime Dayanabilir misin?

​İnsanlar sevilmek ister. Anlaşılmak, değer görmek, ihtiyaç duyduklarında yanında birini bulmak ister. Hayatın ağırlığı omuzlarına çöktüğünde kendilerine iyi gelecek bir el ararlar. Fakat ilginç olan şu ki; çoğu insan şifayı isterken, şifanın bedelini ödemeye yanaşmaz.

​Çünkü herkes ilacı ister, ama kimse yan etkileriyle uğraşmak istemez.

​İlişkilerde de durum farklı değildir. Birinin sevgisini, ilgisini, fedakârlığını ve sadakatini isteriz. Bize iyi gelen taraflarını sahipleniriz. Ancak aynı insanın korkularıyla, öfkesiyle, kırgınlıklarıyla ve eksikleriyle karşılaştığımızda geri çekilmeye başlarız.

​Oysa insan dediğimiz varlık bir bütün hâlinde gelir. Kimsenin yalnızca güzel taraflarını alıp geri kalanını hayatın dışına itemezsiniz. Bir gülün kokusunu sevip dikenine öfkelenmek ne kadar anlamsızsa, bir insanın iyiliğini isteyip kusurlarına tahammül edememek de o kadar anlamsızdır.

​Ne var ki çağımızın en büyük problemi tam da burada ortaya çıkıyor. Artık insanlar ilişki kurmaktan çok, beklenti yönetiyor. Karşısındaki kişinin kendisine ne kattığıyla ilgileniyor; onun ne yaşadığıyla değil. "Bana iyi geliyor mu?" sorusu soruluyor ama "Ben ona ne kadar iyi geliyorum?" sorusu çoğu zaman unutuluyor.

​Belki de bu yüzden ilişkiler hızla tükeniyor.

​Çünkü herkes anlaşılmak istiyor ama anlamaya gönüllü değil. Herkes sadakat bekliyor ama fedakârlık yapmak istemiyor. Herkes kusurlarının kabul edilmesini istiyor ama başkasının kusurlarını affedemiyor.

​İnsanlar mükemmel ilişkiler arıyor. Oysa mükemmel ilişki diye bir şey yoktur. Mükemmele yakın görünen her ilişkinin arkasında, birbirinin eksiklerine rağmen kalmayı seçmiş iki insan vardır.

​Bugün dönüp kendimize dürüstçe bakmalıyız.

​Hayatımıza giren insanları gerçekten seviyor muyuz, yoksa sadece bize hissettirdikleri güzel duyguları mı seviyoruz?

​Çünkü sevgi, bir insanın bize sunduğu konfor sürdüğü müddetçe yanında kalmak değildir. Sevgi bazen yorulmaktır. Bazen susmaktır. Bazen anlamaya çalışmaktır. Bazen de karşımızdakinin kusurlarını değiştirmeye çalışmadan kabul edebilmektir.

​Belki de ilişkilerin en ağır sorusu budur:

"Ben sana ilaç olurum da sen benim yan etkilerime dayanabilir misin?"

​Çünkü herkes şifa dağıtan birini arıyor. Ama çok az insan, o şifayı veren kişinin de zaman zaman yaralı olabileceğini kabul ediyor.

​Ve belki de asıl yalnızlık, kimsenin yan etkilerimize katlanmak istemediği yerde başlıyor.

​Ve işin en düşündürücü tarafı şu:

​İnsanlar kendilerine gösterilen sevgiyi hak olarak görmeye başladıkları anda, o sevginin arkasındaki emeği unutuyorlar. Birinin sürekli güçlü kalacağını, sürekli anlayış göstereceğini, sürekli affedeceğini varsayıyorlar. Oysa en sağlam görünen insanların bile içinde kırılan yerler vardır.

​Ne gariptir ki bir insanın bize yaptıklarını yıllarca hatırlarken, onun bizim için katlandıklarını çoğu zaman fark etmiyoruz.

​Bazen bir dostun gecenin bir yarısı açtığı telefonu, bazen bir eşin sessizce içine attığı kırgınlığı, bazen bir annenin belli etmeden taşıdığı yorgunluğu, bazen de bir babanın tek başına omuzladığı kaygıları görmüyoruz.

​Çünkü insan, kendisine verileni normalleştirmeye meyillidir.

​Bir süre sonra ilacı değil, ilacın yokluğunu fark etmeye başlarız.

​İşte o zaman anlarız bazı şeyleri.

​Bir sesin eksikliğini... Bir varlığın bıraktığı boşluğu... Bir zamanlar sıradan sandığımız fedakârlıkların aslında ne kadar kıymetli olduğunu...

​Fakat çoğu fark ediş, maalesef geç kalmış bir fark ediştir.

​İnsanlar gider. Duygular yorulur. Kalpler vazgeçer.

​Ve bazen geriye sadece şu soru kalır:

"Ben mi çok şey bekledim, yoksa bana verilen şeylerin değerini anlayamadım mı?"

​Belki de ilişkiler bitmiyor; beklentiler, gerçeklerin önüne geçtiği için tükeniyor.

​Çünkü hiçbir insan yalnızca mutluluk vermek için yaratılmadı. Hiç kimse bir başkasının hayatında kusursuz bir kahraman olmak zorunda değil. Hepimiz biraz eksik, biraz yorgun, biraz kırılmış insanlarız.

​Bu yüzden bir gün hayatınıza iyi gelen bir insanla karşılaşırsanız, sadece onun size sunduklarına bakmayın.

​Yorulduğunda nasıl sustuğuna, kırıldığında nasıl toparlanmaya çalıştığına, kendi savaşlarını verirken sizi nasıl koruduğuna da bakın.

​Çünkü gerçek değer, insanların güçlü oldukları zamanlarda değil; güçleri tükenirken gösterdikleri çabada saklıdır.

​Ve unutmayın...

​Bir gün herkes birilerine ilaç olabilir.

​Ama çok az insan, ilacın yan etkilerine rağmen onu yanında tutacak kadar cesurdur.

​Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan sessizce çekilip gider.

​Ne büyük bir kavga yaşanmıştır ne de unutulmaz bir ihanet. Sadece yorulmuşlardır. Sürekli anlaşılmaya çalışırken anlaşılmadıklarını, sürekli vermeye çalışırken görülmediklerini hissetmişlerdir.

​Çünkü insanı tüketen şey çoğu zaman yük taşımak değildir; taşıdığı yükün fark edilmemesidir.

​Bir kalp kırıldığı için değil, değersiz hissettirildiği için uzaklaşır.

​Ve çoğu ayrılığın hikâyesi aslında bir vedayla başlamaz. Uzun süre duyulmayan sessizliklerle başlar. Söylenmeyen cümlelerle, görülmeyen çabalarla, önemsenmeyen detaylarla...

​Sonra bir gün dönüp bakarsınız.

​Bir zamanlar sizi ayağa kaldıran insan artık yanınızda değildir.

​İşte o an anlarsınız:

​Bazı insanlar hayatımıza yalnızca sevgileriyle değil, varlıklarıyla da denge getiriyormuş.

​Ama insan, sahip olduğu dengeyi çoğu zaman kaybedince fark ediyor.

​Belki de en acı gerçek budur.

​Birçok kişi hayatına giren insanların kıymetini, onların yokluğuyla ölçüyor.

​Oysa sevginin gerçek sınavı kaybettikten sonra özlemek değil, sahipken değer bilmektir.

​Şimdi kendimize şu soruyu sormanın zamanı:

​Hayatımızdaki insanları gerçekten görüyor muyuz?

​Yoksa bize sağladıkları huzuru, ilgiyi ve sevgiyi o kadar doğal kabul ettik ki onların da kırılabileceğini, yorulabileceğini ve bir gün gidebileceğini unuttuk mu?

​Çünkü herkes sevilmek ister.

​Ama herkes görülmek de ister.

​Herkes anlaşılmak ister.

​Ama herkes anlaşılmak için çırpınmaktan yorulur.

​Ve herkes kalmak ister.

​Ama kimse tek başına bir ilişkiyi ayakta tutamaz.

​Bu yüzden mesele birinin hayatımıza ne kadar iyi geldiği değildir.

​Asıl mesele, bize iyi gelen insanların yükünü paylaşacak kadar olgun olup olmadığımızdır.

​Çünkü sevgi sadece birinin güneşli günlerine ortak olmak değildir.

​Sevgi, fırtınasını da göze almaktır.

​İşte bu yüzden o soru hâlâ bütün ağırlığıyla karşımızda duruyor:

"Ben sana ilaç olurum da sen benim yan etkilerime dayanabilir misin?"

​Çünkü gerçek sevgi, şifayı almakta değil; şifayı verenin yaralarını da görebilmektedir.

​Ve herkes sevilebilir...

​Ama herkesin yaralarına dokunabilecek kadar cesur olanlar çok azdır.


Yazar: Faruk Kavaklı


#köşeyazısı

Bu haberi paylaş

WhatsApp X Telegram LinkedIn

Yorumlar

0

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

← Tüm haberler