CHP yine bildiğimiz CHP.
Bir yanda “değişim” diye bağıranlar.
Bir yanda “hançerlendim” “arınma” diyen Kemal Bey.
Bir yanda “karar senin, sorumluluk senin” diyerek ateşten gömleği Özgür Özel’in sırtına bırakan Ekrem İmamoğlu.
Ve tam ortada…
Üzerine “Satılık haram araç” yazılmış makam arabaları.
Eskiden CHP’de kriz deyince akla kurultay gelirdi.
Şimdi kriz deyince akla ne geliyor?
Makam aracı.
Müteahhit.
Havlucu başkan.
Aziz İhsan Aktaş.
Özkan Yalım.
İhraç.
Yolsuzluk.
Rüşvet.
Ahlaksızlık.
Yani CHP artık siyasi parti olmaktan çok, içinde herkesin birbirine dosya tuttuğu devasa bir emanet kasasına benziyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi’ni toplamak istediği söyleniyor.
Niye?
Yüzleşecekmiş.
Hesaplaşacakmış.
“Bunları yüzlerine söyleyeceğim” diyormuş.
Peki ne söyleyecek?
“Partiyi kirlettiniz.”
“Yolsuzluk yaptınız.”
“Rüşvetle, ahlaksızlıkla CHP’yi bu hale getirdiniz.”
İyi de Kemal Bey…
Bunlar yeni mi oldu?
Parti bir gecede mi bu hale geldi?
O haram arabalar bir sabah CHP Genel Merkezi’nin önünde kendi kendine mi park etti.
Havlucu, tacizci, zani başkan gökten zembille mi indi?
Aziz İhsan Aktaş CHP’nin kapısından içeri yanlışlıkla mı girdi?
CHP’de mesele artık iktidar mücadelesi değil.
Mesele, kimin kimin dosyasını ne zaman patlatacağı meselesi.
Kim kime hançer sapladı?
Kim kimin parasıyla siyaset yaptı?
Kim kimin sırtına yük oldu?
CHP’nin bugünkü fotoğrafı budur.
Ekrem İmamoğlu’nun Özgür Özel’e gönderdiği mesaj da manidar.
“CHP içinde mücadele etmek istiyorsan arkandayız.”
“Ayrı parti kurmak istiyorsan yine arkandayız.”
Ne kadar zarif!
Ne kadar stratejik!
Aslında mesajın meali şu:
“Ne yaparsan yap Özgür Bey, faturası sana yazılacak.”
İmamoğlu elini yıkadı.
Havluyu Özgür Özel’e uzattı.
CHP’de herkes başka telden vuruyor.
Kemal Bey, “Ben dönebilirim” havasında.
Özgür Özel, “Ben genel başkanım” demeye çalışıyor.
İmamoğlu, “Ben asıl adayım” diye bekliyor.
Genel Merkez başka, belediyeler başka, parti meclisi bambaşka dünyada.
Taban, seçmen şaşkın.
Çünkü CHP seçmeni 31 Mart’ta başarı gördüğünü sandı.
Meğer gördüğü şey, büyük kavganın sadece fragmanıymış.
Şimdi CHP’de “arınma” deniliyor.
Güzel.
Arınma iyidir.
Ama arınmak için önce kirin adını koymak gerekir.
Kirlilik sadece birkaç makam arabası meselesi değildir.
Kirlilik sadece birkaç belediye başkanı meselesi değildir.
Kirlilik sadece bir müteahhit meselesi değildir.
Kirlilik; siyasetin belediye imkânlarıyla, medya operasyonlarıyla, kurultay mühendisliğiyle, makam hesaplarıyla yürütülmesidir.
Kirlilik; millete hizmet iddiasıyla yola çıkıp, parti içi iktidar kavgasında milletin adını bile unutmaktır.
CHP bugün neyi tartışıyor?
Emekliyi mi?
Asgari ücretliyi mi?
Depremzedeyi mi?
Gazze’yi mi?
Terörsüz Türkiye hedefini mi?
HAYIR.
CHP bugün kendi içindeki arabaları, hançerleri, kurultayları, ihraçları ve yeni parti ihtimalini tartışıyor.
Parti, karpuz gibi ortadan ikiye bölünmüş durumda.
Bir taraf “Kemal Bey dönsün” diyor.
Bir taraf “Özgür Bey kalsın” diyor.
Bir taraf “İmamoğlu zamanı” diyor.
Bir taraf “Yeni parti kuralım” diyor.
Millet de dışarıdan bakıp şunu söylüyor:
“Bunlar daha kendi partisini yönetemiyor, memleketi nasıl yönetecek?”
CHP’nin en büyük sorunu seçim kazanma şampiyonu Sayın Erdoğan değildir.
Cumhur İttifakı değildir.
CHP’nin en büyük sorunu kendi içindeki bitmeyen iktidar açlığıdır.
Kendi içindeki vefasızlıktır.
Kendi içindeki makam hırsıdır.
Kendi içindeki “önce ben” hastalığıdır.
Bugün CHP’de turpun büyüğü heybede deniliyor.
Bence turp da heybe de artık herkesin gözü önünde.
Sadece kimse yüksek sesle söylemek istemiyor.
Linç Cesareti: Gücünüz Ozan Güven’e Yetiyor
Ozan Güven’in Kadıköy’de gittiği bir kafede maruz kaldığı tavır, insanlık onuruna yakışmaz.
Bir insan hata yapmış olabilir.
Bedel ödemiş olabilir.
Toplum önünde yıpranmış, mesleki olarak dışlanmış, maddi manevi ağır sonuçlar yaşamış olabilir.
Ama yıllar sonra sıradan bir vatandaş gibi oturduğu bir yerde birine “defol” diye bağırmak duyarlılık değildir.
Bu cesaret hiç değildir.
Bu, kalabalığın güvenli gölgesinde yapılan ucuz kahramanlıktır.
Madem bu kadar duyarlısınız…
Madem kadına şiddet konusunda bu kadar keskin, bu kadar ilkeli, bu kadar tavizsizsiniz…
O zaman soralım:
İbrahim Tatlıses’in Perihan Savaş’a yönelik şiddet iddiaları konuşulurken neredeydiniz?
Derya Tuna’nın ayağından vurulması hafızalardayken neredeydiniz?
Asena’nın yaşadıkları yıllarca magazin sofralarında tüketilirken neredeydiniz?
O zaman neden kimse restoran basmadı?
Neden kimse “defol” diye bağırmadı?
Neden kimse “bu adam burada oturamaz” demedi?
Çünkü gücünüz herkese yetmiyor.
Çünkü bazılarına “imparator” deniliyor.
Bazılarına ise kolay lokma muamelesi yapılıyor.
Ozan Güven’e bağırmak kolay.
Çünkü arkasında büyük bir güç yok.
Mesele adalet ise…
Linç adalet değildir.
Eleştiri başka, tepki başka ve insan onurunu yok saymak başkadır.
Ozan Güven’i savunmak zorunda değiliz.
Ama hukukun, ölçünün, insan onurunun ve tutarlılığın yanında durmak zorundayız.
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.