Bazı cümleler vardır; söylendiği anda yalnızca havaya karışmaz, söyleyenin iç dünyasındaki çürümeyi de ifşa eder.
Yakın zamanda, haddini bilmez bir kadının sosyal medya videosunda, başörtülü kadınlar için “imha edilmeli” ifadesini kullandığına şahit olduk. Bu cümleyi ilk duyduğumda, zihinsel bir tutarsızlık içinde olan birinin hezeyanı olduğunu düşündüm. Ancak tekrar izlediğimde, konuşmacının gayet bilinçli ve şımarık bir özgüvenle bu sözleri sarf ettiğini gördüm.
Çünkü mesele artık sıradan bir öfke, sert bir eleştiri ya da ideolojik bir karşıtlık değildir. Mesele, bir insan grubunu varlığıyla birlikte hedef alan karanlık bir zihnin dışa vurumudur. Videoyu izlerken beni asıl dehşete düşüren, söylenen kelimeden ziyade o kelimenin söyleniş biçimiydi: Sesindeki o sahte rahatlık, yüzündeki kayıtsızlık ve gülümsemesindeki ürpertici soğukluk.
Sanki insandan söz etmiyordu. Sanki başörtülü kadınlar bu ülkenin annesi, kızı, kardeşi, öğrencisi, öğretmeni, doktoru değilmiş gibi; sanki karşısında onuru ve emeğiyle yaşayan insanlar değil de ortadan kaldırılması gereken bir "fazlalık" varmış gibi konuşuyordu. İşte asıl tehlike burada. Çünkü nefret bazen bağırarak gelmez; bazen gayet sakin bir sesle, gülümseyerek gelir. Ve en korkuncu da budur.
Başörtüsü, bu ülkede milyonlarca kadın için basit bir kıyafet tercihi değildir; bir inancın, bir teslimiyetin ve kulluk bilincinin görünür hâlidir. Müslüman kadın için bu bir meydan okuma değil, Rabbinin emrine riayet etme çabasıdır. Bunu anlamayabilirsiniz, zekânız bu derinliği kavrayamayabilir; kendi hayatınızda başka tercihler yapabilirsiniz. Fakat hiçbir farklılık, bir insanı "imha" kelimesinin hedefi hâline getirme hakkını size vermez.
Bu ülkede başörtülü kadınların hafızasında derin yaralar var. Üniversite kapılarında bekletildiler, sınıflardan çıkarıldılar, kamu kurumlarında yok sayıldılar. İnançlarıyla var olmak istedikleri için çağdaşlık adına aşağılandılar, özgürlük adına dışlandılar. Bugün aynı zihniyetin başka bir ambalajla yeniden sahneye çıkması tesadüf değildir. Değişen sadece kelimelerin ambalajıdır; içerideki tahammülsüzlük aynıdır.
O videoda beni sarsan şey, nefretin kendisinden ziyade, bu nefretin bu kadar rahat söylenebilmesiydi. Bir insan, böylesine ağır bir ifadeyi toplumdan büyük bir tepki görmeyeceğini bilerek kolay kolay kullanamaz. Demek ki bir yerlerde bu dili besleyen, alkışlayan, normalleştiren bir çevre var. İşte asıl mesele budur. Bir insanın kalbinde nefret olabilir ancak bir toplum bu nefrete meşruiyet kazandırmaya başladığında, sorun bireysel olmaktan çıkar ve ortak vicdanın sınavına dönüşür.
Bugün başörtülü kadınlar için kullanılan “imha” dili, yarın başka bir kesimi hedef alabilir. Çünkü nefretin ahlakı yoktur; bir kez makbul sayıldı mı, kendisine yeni hedefler bulmakta zorlanmaz. Bu yüzden bu mesele sadece başörtüsü meselesi değil; insan onurunu, birlikte yaşama ahlakını ve farklı olana "insan" muamelesi yapabilme erdemini koruma meselesidir.
Kimse kendi kibrini özgürlük diye pazarlamasın. Özgürlük, başkasının inancını aşağılamak değildir. Modernlik, başörtülü kadına tepeden bakmak hiç değildir. Bir kadının başındaki örtüden rahatsız olup onun varlığını tehdit olarak görenler şunu bilmelidir: O örtü yalnızca başta değildir; bir imanın, bir edebin, bir teslimiyetin sembolüdür. Hiçbir nefret cümlesi, inancına sadık kalan kadınların onurunu eksiltemez.
Asıl eksilen, o cümleyi kuranın insanlık payıdır. Çünkü insanlık, kendisi gibi yaşamayan birine nasıl baktığınızda ortaya çıkar. Başörtülü kadına “imha” kelimesini layık gören bir zihin, yalnızca inanca değil, vicdana da savaş açmıştır. Ve vicdana savaş açanların kazandığı hiçbir zafer yoktur.
Yazar: Tülin Türkoğlu
#köşeyazısı #tülintürkoğlu
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.