Gündüz kuşağı programlarını yalnızca masum birer "zaman geçirme" aracı veya eğlence (entertainment) unsuru olarak göremeyiz. Özellikle aile içi şiddetin, aldatmaların, cinayetlerin ve derin krizlerin canlı yayında çözülmeye çalışıldığı "reality show" formatındaki bu programlar; toplumsal yapıyı, normları ve değerleri hem yansıtan hem de dönüştüren çok güçlü birer kitle iletişim aygıtıdır.
Bu programların toplum, aile ve çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini üç ana eksende inceleyebiliriz
Toplum Üzerindeki Etkileri
İletişim sosyoloğu George Gerbner’in "Ekilme Kuramı"na göre, televizyonda sürekli şiddet, ihanet ve suç gören bireyler, dünyanın gerçekte olduğundan çok daha tehlikeli bir yer olduğuna inanmaya başlarlar. Gündüz kuşağı programları, topluma sürekli "kimseye güvenilmemesi gerektiği" mesajını pompalar.
Emile Durkheim ise, sapkın davranışların sınırları belirlediğini söyler. Ancak bu programlarda ensest, cinayet, dolandırıcılık gibi aşırı uçlardaki sapkın davranışlar o kadar sık ve sıradan bir dille tartışılır ki, toplumda bu olaylara karşı bir duyarsızlaşma başlar. Anormal olan, "gündelik hayatın bir parçası" gibi algılanarak normalleşir.
Adalet mekanizması, psikolojik destek veya sosyal hizmetler gibi modern toplumun temel kurumları yerine, "televizyon stüdyosu" ve "sunucu" birer yargıç ve kurtarıcı konumuna yükseltilir. Bu durum, vatandaşın devletin kurumlarına olan güvenini sarsar ve popülist adaleti meşrulaştırır.
Mahremiyetin İhlali ve Metalaşma
Aile, geleneksel olarak bireyin en mahrem sığınağıdır. Ancak bu programlar, ailenin mahremiyet sınırlarını ortadan kaldırıyor ve "özel olanı", kamusal bir seyir malzemesine dönüştürüyor.
İnsanların yaşadığı derin travmalar, acılar ve aile içi parçalanmalar, kapitalist medya düzeninde birer "reyting ve reklam" malzemesine (metaya) dönüştürülüyor. Acı sömürüsü yapılarak izleyici ekrana çekiliyor.
Ekrana yansıyan çarpık ilişkiler, izleyici tarafından toplumun geneliymiş gibi algılanıyor. Bu durum, evlilik ve aile kurumuna yönelik genel bir karamsarlık ve değersizleşme hissi oluşturuyor.
Çocuklar Üzerindeki Etkileri
Psikolog Albert Bandura'nın "Sosyal Öğrenme Kuramı"na göre çocuklar, çevrelerindeki davranışları gözlemleyerek öğrenir. Bu programlarda sorunların bağırarak, hakaret ederek veya şiddet tehdidiyle çözülmeye çalışıldığını gören çocuklar, bu iletişim biçimini içselleştirirler.
Gündüz kuşağı, çocukların okuldan döndüğü veya evde bulunduğu saatlerde yayınlanıyor. Cinayet detayları, cinsel istismar vakaları veya ebeveyn reddi gibi çocuk zihninin henüz işlemeye hazır olmadığı karmaşık ve travmatik yetişkin meseleleri, çocukların bilişsel ve duygusal gelişimine ciddi zararlar veriyor.
Sürekli yalan söyleyen, birbirini aldatan insanların reyting uğruna ekranda ödüllendirildiğini (ilgi gördüğünü) izleyen bir çocuğun, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etme (ahlaki gelişim) süreci sekteye uğruyor.
Özetle; Gündüz kuşağı programları, toplumsal kaygıları bir ayna gibi yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda bu kaygıları büyüterek toplumsal dokuyu, aile içi güveni ve çocukların sağlıklı ruhsal gelişimini aşındıran bir "korku ve kriz kültürü" inşa eder.
ANALİZ HABER: Ahmet Selim KORKMAZ
#TV #dizi #gündüzkuşağı #yayınahlakı
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.