15 Temmuz’un üzerinden tam on yıl geçti. "Unutmadık, unutturmayacağız" yeminini zihnimize bir sancak gibi astık. Ancak bugün, o kanlı 15 Temmuz darbe kalkışmasının onuncu yıl dönümünde, sadece geçmişin yasını değil, pusuda bekleyen bugünün sinsi tehdidini de konuşmak zorundayız. Çünkü FETÖ’nün kökünün kazındığını varsaymak, sadece büyük bir yanılgıdan ibaret...
O gece yaşananları, hangi bedellerin ödendiğini unutmadık. Şehitlerimizin aziz hatırası önünde eğiliyor, gazilerimizin fedakârlığını göğsümüzde bir nişan gibi taşıyoruz. Öksüz ve yetim kalan yavrularımızın ahı, vatanın gerçek sahiplerinin kim olduğunu her an haykırıyor. Biz ülkece yaslıyız; ama o gece yazılan destanın gururu da omuzlarımızda... O destan; iradesine ve hürriyetine canı pahasına sahip çıkanların, bu asil milletten başkası olmadığını tüm dünyaya gösterdi.
Bugün, o destanı yazanların vicdanı, içimizde hâlâ kırıntıları kalan FETÖ hain yapılanmasının varlığıyla sızlıyor. Devletin zirvesindeki kararlı sesler; Hakan Fidan’ın mücadelenin devamına dair vurguları, Devlet Bahçeli’nin FETÖ terör örgütüne karşı çektiği o dikkat çizgisi, şahsi gözlemlerimin devlet aklıyla ne denli örtüştüğünün en somut kanıtı.
Ankara’nın aldığı kararlar, sokağın gerçeğinde de derin bir yankı buluyor.
Vatan sevdalılarının omuz omuza verdiği meydanları hazmedemeyen ciğersizler, hâlâ köşe başlarında pusuda bekliyor. Türkiye’nin yükselişinden ürken, bu toprağın evlatlarının başarısını gördükçe zehrini saçan müptezeller, zaman zaman bir kurumun koridorunda, zaman zaman bir bürokratın odasında, bazen de gündelik hayatın en beklenmedik noktasında önümüze çıkıyor.
Bir karakolda, bir hastane koridorunda, bir kamu kurumunun işleyişinde... Eğer devletine bağlılığınızı, duruşunuzu ve kimliğinizi net bir şekilde ortaya koyduğunuzda; karşınızdaki o görünmez dirençle, o imalı fısıltılarla veya nahoş tavırlarla karşılaşıyorsanız, bilin ki FETÖ’nün o köşe başı bekçileri hâlâ mesaide. Bu, basit bir şüphe değil; sahada defalarca tecrübe ettiğim, bizzat yaşadığım ve devletimizin de temizlenmesi gerektiğini bildiği acı bir gerçek.
Asıl tehlike, bu FETÖ yapısının çoktan tasfiye edildiği yanılgısına kapılmak. Onlar yok olmadılar; sadece maske değiştirdiler ve daha derin dehlizlere sızdılar. Bugün bu FETÖ yapılanmasına gösterilecek en ufak bir müsamaha, o sinsi şebekenin beklediği tek fırsat. Onlar bizim unutmamızı, yorgun düşmemizi ve gardımızı indirmemizi bekliyorlar; çünkü biliyorlar ki bizim göstereceğimiz her bir zafiyet, o ciğersizlere nefes olacak!
Affetmek, böylesi bir ihanet için asla söz konusu olamaz! İçimize sızan bu zehrin kökünden kazınması, milletin vicdanında olduğu kadar devletin bekasında da bir zorunluluk. Dün gibi bugün de hatta yarınlarda yapılması gereken; FETÖ terör örgütüne karşı geri dönüşü olmayan, tavizsiz ve çelik gibi bir tutumu ortaya koymak.
Biz o gece ne yaşandığını unutmadık. Bu yapının içimizde hâlâ barınabildiğini gören her vicdanlı insan ve bu gerçekle yüzleşen devlet aklı, bunun kapanmış bir defter olmadığını gayet iyi biliyor. Mücadele; sahada, kurumların içinde ve toplumsal hafızamızda en sert haliyle devam etmek zorunda. Çünkü bu yapıyı besleyen en büyük fırsat “unutulmak!” Vatanın gerçek sahiplerinin sesini kısmak.
Zira unutulmuş ihanet, kendini tekrar etmek için en münbit toprağı bulur.
Ayşegül Akyüz Yahşi
#15Temmuz #15TemmuzDestanı #FETÖ #Fetullahçıterörörgütü #Türkiye #SonDakika #Gündem #Haberler
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.