Bazen bir devletin ne kadar sıkıştığını anlamak için füze denemelerine değil, masanın üzerine koyduğu ‘ekonomik reçetelere’ bakmak yeterlidir. İran’ın İsviçre’de, Batılı muhataplarının karşısında ‘dondurulmuş varlıklarımızı verin’ diye ısrar etmesi, sanırım son dönemin en büyük ‘hizaya gelme’ durumuydu.
Bir yanda ‘ABD’yi vururuz, boğazı kapatırız, ülkenizi bitiririz’ diye gürleyen bir hamaset, diğer yanda ‘petrol yaptırımlarını kaldırın, paramızı serbest bırakın’ diyen bir dil. Bu, sadece çelişki değil; bir intihar. Kendi içindeki açlığı, dışarıya karşı ‘kahramanlık’ zırhıyla kapatmaya çalışan bir rejim, aslında elindeki en büyük kozu, yani ‘direniş iradesini’ de para karşılığında satışa çıkarmış oldu.
Rusya Farkı - Tokun İnadı
Rusya’nın da Avrupa’nın elinde milyarlarca doları var. Ama Moskova, bir an bile olsun o paraların peşine düşüp Batı’nın kapısında ‘Bunu bana verin, yoksa ölürüz’ moduna girmedi. Aksine, ‘Siz paramı alıkoyarsanız, ben de içerideki Batılı şirketlerinizi yerim’ diyerek masayı tekmeledi.
Rusya’nın gücü, ihtiyaç duymamasından değil, ‘ihtiyacını gizleyebilecek’ veya başka kaynaklarla ikame edebilecek bir irade sergilemesinden. Rusya, ‘paradan vazgeçebilecek kadar güçlü’ bir duruş sergiledi; uluslararası hukuk eksenli bir çatışmaya çevirdi. İran, ‘parayı alamazsa iradesini kaybedeceğini’ o kadar net belli etti ki karşı taraf bu zaafı gördü.
Zaaftan Sonra Gelen İhale
Trump gibi, bölgeyi ‘gayrimenkul projesi’ gibi gören liderler, İran’ın bu ekonomik muhtaçlığını sezdiğinde ne yapar?
Elbette parayı bir ‘havuç’ gibi kullanıp, ülkeyi adım adım teslim olmaya zorlar. İran’ın ‘vururuz, kırarız’ söylemleri artık kimseyi korkutmuyor; çünkü herkes biliyor ki, o söylemlerin altındaki asıl hedef, ay sonunda memurun maaşını ödeyebilmek için dondurulmuş paraya erişmek.
Muhtaçlık ile direnç aynı masada oturmaz. Otursa da, o masanın galibi her zaman ‘cüzdanı dolu olan’ olur.
Perdenin önünde ‘onurlu direniş’ nutukları, perdenin arkasında ise ‘dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması’ için yapılan pazarlıklar...
İran yönetimi, bir yandan halkına ‘devrimci’ bir profil çizmeye çalışırken, diğer yandan ‘yaptırımları hafifletin’ diye ricacı olarak kendi zeminini kendi elleriyle dinamitliyor. Eğer bir ülkenin onuru, banka hesabındaki ‘blokeyi’ kaldırmakla ölçülüyorsa, o ülkede artık direniş değil, sadece bir ‘ödeme planı’ konuşuluyordur.
Geriye Ne Kalıyor?
Kendi içinde büyük bir çelişkiyle yaşayan, vurduğu masanın acısını kendi cüzdanında hisseden bir yönetim tarzı.
Rusya, varlıklarını bir ‘prensip meselesi’ olarak görüp karşı hamlesini yaparken; İran, aynı varlıkları bir ‘yaşam destek ünitesi’ olarak görüyor.
Ve acı olan şu ki; ‘vururuz’ diyenin, ‘paramı verin’ diye yalvardığı bir dünyada, kimse o tehditleri artık ciddiye almıyor. Sahada ‘kükreyen’ birileri olabilir, ama masada sadece ‘borçlarını ödemeye çalışan’ birileri oturduğu sürece, Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerin ücretini de Trump’ın gişe memurları toplamaya devam edecektir.
Nitekim bugün ABD, İran’a yönelik yaptırımları kısmen kaldırdığını duyurdu. İran ekonomik olarak iyileşmeye muhtaç bir zeminde; o yüzden artık anlaşma mümkün değil ve dahi sömürü kaçınılmaz! Bu gidişle İran Hürmüz’ü de kapatılamaz!
Ayşegül Akyüz Yahşi
#OrtaDoğuKrizi, #YeniDünyaDüzeni, #Diplomasi, #SıcakGelişme #İran, #Rusya, #İsrail, #ABD, #OrtaDoğu #DışPolitika, #Jeopolitik, #KüreselSiyaset, #SavaşAnalizi, #Uluslararasıİlişkiler
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.