Lut Gölü…
Sadece bir coğrafya değil.
Burası, ilahi ikazın tarihe kazındığı yerdir. Burası, ahlaki sapmanın bir medeniyeti nasıl çökerttiğinin ibret vesikasıdır. Ve bugün, tam da bu mekânda, aynı fiillerin "festival" adı altında kutlanması; sıradan bir organizasyon değil, bilinçli bir meydan okumadır.
İşgalci-katil İsrail'in "Pride Land" adıyla Lut Gölü kıyısında düzenlediği etkinlik, organizatörlerin iddia ettiği gibi bir eğlence ya da kültür faaliyeti değildir. Bu, doğrudan doğruya bir değer dayatmasıdır. Üstelik seçilen mekân tesadüf değildir.
Çünkü Lut Gölü, İslam inancında Hz. Lut kavminin helak edildiği yer olarak bilinir. Yani bugün sahneler kurulan, ışıklar yakılan, müzikler yükselen o topraklar; bir zamanlar aynı fiillerin toplum düzenini çökerttiği ve ilahi azabın tecelli ettiği bir zemindir.
Peki şimdi ne yapılıyor?
O helakin sebebi olan davranışlar, "özgürlük", "hak" ve "kimlik" kavramlarının arkasına saklanarak yeniden üretiliyor. Dahası, bu durum bir kutlamaya dönüştürülüyor.
Bu noktada mesele bireysel tercihler meselesi olmaktan çıkar. Çünkü burada olan şey, bir yaşam tarzının görünürlüğü değil; bir inanç sisteminin, bir ahlak anlayışının ve bir medeniyet tasavvurunun doğrudan hedef alınmasıdır.
Daha açık konuşalım:
Bu, sadece bir festival değil; bir sembol savaşıdır.
İşgalci-katil İsrail'in bu organizasyonu uluslararası düzeyde tanıtması da bu gerçeği teyit eder niteliktedir. Kültürel etkinlik kisvesi altında yürütülen bu süreç, aslında küresel ölçekte bir "normalleştirme" operasyonudur. Mekân seçimi ise bu operasyonun en çarpıcı mesajıdır:
"Geçmişin uyarıları artık geçersizdir."
Oysa İslam açısından bakıldığında durum nettir. İnsan fıtratı korunması gereken bir özdür. Ahlak, göreceli değil; ilahi ölçülere bağlıdır. Ve bu ölçülerin alenen ihlal edilmesi, sadece bireyi değil toplumu da ifsat eder.
Bugün Lut Gölü'nde kurulan sahneler, aslında bir eğlence alanı değil; bir kırılma hattıdır.
Bir tarafta vahyin belirlediği sınırlar, diğer tarafta sınırsızlık iddiası…
Bir tarafta ibret, diğer tarafta unutma…
Bir tarafta teslimiyet, diğer tarafta meydan okuma…
Bu yüzden meseleye "kim ne yapıyor" basitliğinde bakmak, büyük resmi ıskalamaktır.
Asıl mesele, neyin normal kabul edileceği, hangi değerlerin korunacağı ve hangi sınırların silineceğidir.
Lut Gölü'nde olan şey tam olarak budur:
Sınırların silinmesi.
Ve belki de en çarpıcı olan şu sorudur:
Bir zamanlar helake sebep olan bir fiilin, bugün aynı coğrafyada alkışlarla kutlanması…
Bu, ilerleme mi; yoksa hafızanın tamamen kaybı mı?
Yazar: Ahmet Selim KORKMAZ
#köşeyazısı
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.