Siyasetin gerçek terazisi çoğu zaman kürsülerde değil, vatandaşın gündelik hayatında kurulur.
Sabah işe yetişmeye çalışan insan, okuluna giden öğrenci, hastanesine ulaşmak isteyen yaşlı, evine erken dönmenin hesabını yapan anne… Bütün bu insanlar için siyaset; büyük laflardan, bitmeyen polemiklerden ve parti içi kavgaların gürültüsünden ibaret değildir.
Onlar için siyaset, hayatı kolaylaştıran iştir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nu bu nedenle takdir ediyorum. İşine odaklanan, sahada görünen, projelerini takip eden, konuşmaktan çok yapan bir bakan. Güler yüzlü, samimi, çalışkan ve en önemlisi; hizmet siyasetine somut karşılıklar üretiyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan tarafından açılışı yapılan Halkalı-Arnavutköy Metro Hattı da bu anlayışın güçlü örneklerinden biri.
Yaklaşık 22 kilometrelik bu hat, yalnızca İstanbul’a kazandırılmış yeni bir metro güzergâhı değildir. Aynı zamanda bu şehrin ağırlaşan trafik yüküne verilen ciddi bir cevaptır. Türkiye’nin sürücüsüz en uzun metro hatlarından biri olan bu yatırım, milyonlarca insanın ulaşım konforunu artıracak, zamandan tasarruf sağlayacak ve İstanbul’un nefes almasına katkı sunacaktır.
Bir şehir için metro, sadece raydan ve istasyondan ibaret değildir.
Metro; zaman demektir, güven demektir, düzen demektir. Trafikte kaybolan saatlerin geri kazanılması, çalışan insanın evine daha erken ulaşması, öğrencinin yol çilesinden kurtulması demektir. Yani metro, doğrudan hayatın içindedir.
Bugün geniş halk kesimlerinin önünde iki ayrı siyaset görüntüsü var.
Bir yanda İstanbul’a yeni ulaşım hatları kazandıran, proje üreten, hizmeti görünür kılan bir iktidar ve bu sürecin sahadaki güçlü isimlerinden biri olan Sayın Uraloğlu var.
Diğer yanda ise kendi iç tartışmalarına sıkışmış, butlan kararıyla yeni bir gerginlik dönemine sürüklenmiş, enerjisini topluma değil kendi iç hesaplaşmasına harcayan bir CHP var.
Sosyolojik gerçek şudur: Apolitik denilen geniş kitleler, siyaseti sanıldığı kadar uzaktan izlemez. Onlar sadece bağırana, kavga edene, polemik üretene mesafe koyar. Siyasetin teknik ayrıntılarıyla ilgilenmeyebilirler; fakat hayatlarına dokunan işi de görürler.
Vatandaşın ölçüsü nettir:
Kim sorun çözüyor?
Kim hizmet üretiyor?
Kim şehrin yükünü hafifletiyor?
Kim kendi kavgasına saplanıp kalıyor?
CHP’nin bugün içine düştüğü tablo yalnızca bir parti içi kriz olarak okunamaz. Bu durum aynı zamanda toplumsal güven meselesidir. Çünkü kendi içindeki gerilimi yönetemeyen bir siyasi yapı, geniş halk kesimlerine güçlü bir gelecek duygusu veremez.
CHP’nin tarafları kendi aralarında galibiyet hesabı yaparken, iktidar İstanbul’un altına yeni ulaşım ağları örüyor. Biri kendi iç dengesini kurmaya çalışıyor, diğeri şehrin ulaşım meselesine çözüm üretiyor. Biri kriz başlığıyla gündemde kalıyor, diğeri eserle görünür oluyor.
Aradaki fark tam da burada belirginleşiyor.
Millet, uzun süre kavga izlemek istemez. Hele ki geçim, ulaşım, güvenlik, eğitim ve şehir hayatı gibi somut meseleler ortadayken, siyasi aktörlerden beklenen şey iç çekişme değil, çözüm iradesidir.
Bugünün seçmeni artık daha dikkatli bakıyor. Sadece söze değil, sonuca bakıyor. Sadece iddiaya değil, icraata bakıyor. Kimin ne söylediğinden çok, kimin ne yaptığına odaklanıyor.
Bu nedenle hizmet siyaseti hâlâ çok güçlü ve karşılığı var.
Çünkü bir metro hattı, bazen meydanlarda yapılan uzun konuşmalardan daha fazla şey anlatır. İnsan ona biner, zaman kazanır, hayatındaki değişimi hisseder. Siyasetin en etkili dili de zaten budur: Vatandaşın hayatına dokunan somut iş.
Halkalı-Arnavutköy Metro Hattı bu bakımdan yalnızca bir ulaşım yatırımı değil; aynı zamanda siyasi ve sosyolojik bir mesajdır.
Bu mesaj şudur:
Milletin gündemi hizmettir.
Şehrin ihtiyacı çözümdür.
Siyasetin itibarı ise lafla değil, eserle ölçülür.
Çünkü milletin hafızasında kavganın sesi değil, yapılan hizmetin izi kalır.
#köşeyazısı #tülintürkoğlu
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.