Tarih, bazen aynı cümleyi farklı coğrafyalarda yeniden yazar. Değişen yalnızca şehirlerin isimleri, haritaların renkleri ve kurbanların dilleridir. Acı ise hep aynı kalır.
Dün Srebrenitsa...
Bugün Gazze...
Birinde Avrupa’nın ortasında, dünyanın gözleri önünde binlerce insan katledildi. Diğerinde ise dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri, yıllardır süren çatışmaların ve ağır insani bedellerin içinde yaşam mücadelesi veriyor. Aradan geçen yıllar, insanlığın hafızasını büyütmedi; yalnızca unutma hızını artırdı.
Srebrenitsa denildiğinde akla yalnızca bir şehir gelmemelidir. O isim, "Bir daha asla" sözünün ne kadar kolay unutulabildiğinin simgesidir. Çünkü katliamlar yalnızca silahlarla gerçekleşmez; sessizlik de bazen en güçlü silahtır.
Bugün Gazze’ye baktığımızda da benzer bir soruyla karşılaşıyoruz: İnsan hayatının değeri, bulunduğu coğrafyaya göre mi değişiyor?
Yıkılan evlerin altında kalan çocukların çığlığı, hangi dili konuşursa konuşsun aynıdır. Evladını toprağa veren annenin gözyaşı ne din tanır ne milliyet. Açlık, susuzluk, korku ve umutsuzluk; pasaport sormaz.
Ne var ki dünya, acıları bile kategorilere ayırmayı başardı.
Bazı ölümler manşet olurken bazıları dipnot bile olamıyor. Bazı çocukların isimleri hafızalara kazınırken bazıları yalnızca istatistiklerin içinde kayboluyor. Oysa hiçbir insan hayatı, siyasi hesapların ya da diplomatik çıkarların gölgesinde değersizleşmemelidir.
Bugün Gazze üzerine konuşurken mesele, yalnızca bir tarafı desteklemek ya da diğer tarafı suçlamak değildir. Mesele, sivillerin korunması gerektiğini savunabilmektir. Mesele, çocukların ölmediği, hastanelerin hedef olmadığı, insanların açlığa mahkûm edilmediği bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyebilmektir.
İnsan hakları, yalnızca güçlülerin işine geldiğinde savunulacak ilkeler değildir. Hukuk, yalnızca dost ülkeler için işletilecek bir mekanizma da değildir. Eğer adalet seçici davranıyorsa, adı artık adalet değildir.
Srebrenitsa’nın ardından dünya "Bir daha asla" dedi.
Peki, gerçekten dedi mi?
Ruanda...
Halep...
Ukrayna...
Gazze...
Ve dünyanın başka köşelerinde yaşanan sayısız insani felaket...
Her biri bize aynı gerçeği hatırlatıyor: "Bir daha asla" sözü, ancak onu yaşatacak irade varsa anlam taşır.
Bugün sosyal medya çağında yaşıyoruz. Milyonlarca görüntü birkaç saniye içinde ekranlarımıza düşüyor. İlk gün hepimiz üzülüyoruz. Bir hafta sonra alışıyoruz. Bir ay sonra yeni gündemlere geçiyoruz. Oysa enkazın altında kalanların zamanı, bizim gündem hızımızla akmıyor.
Duyarsızlık, çağımızın en büyük salgınlarından biri hâline geldi.
Sürekli maruz kalınan acı görüntüleri, vicdanlarımızı köreltmeye başladı. Görüyor ama bakmıyoruz. Duyuyor ama dinlemiyoruz. Konuşuyor ama çözüm üretmiyoruz.
Belki de insanlığın en büyük trajedisi budur.
Silahların sustuğu gün bile vicdanlar susmaya devam ederse, barış yalnızca ateşkes kâğıtlarında kalacaktır.
Tarih, yalnızca katilleri değil, sessiz kalanları da yazar. Çünkü kötülük, bazen yapanlardan değil, durdurabilecek gücü olduğu hâlde susanlardan cesaret alır.
Bugün Gazze için yükselen her vicdan çağrısı, aslında yarının başka bir Srebrenitsa yaşamaması içindir. Bugün hukukun, insan haklarının ve uluslararası insancıl hukukun herkes için geçerli olması gerektiğini savunmak; yalnızca Gazze’deki insanlar için değil, dünyanın neresinde olursa olsun siviller için ortak bir sorumluluktur.
Acının dini yoktur.
Gözyaşının milliyeti yoktur.
Masumiyetin pasaportu yoktur.
Vicdan da coğrafyaya göre değişmemelidir.
Çünkü insanlık, yalnızca mazlumun kim olduğuna göre tavır alıyorsa, aslında kendi vicdanını kaybetmiş demektir.
Önce Srebrenitsa...
Bugün Gazze...
Yarın hangi şehir?
Asıl korkutucu olan, bu soruya artık kimsenin şaşırmıyor olmasıdır.
Faruk Kavaklı
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.