Takvimler 11 Temmuz 1995'i gösterdiğinde, Bosna-Hersek'in doğusundaki küçük bir kent olan Srebrenitsa'da yalnızca bir şehir düşmedi; insanlığın ortak vicdanı da derin bir yara aldı. Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen bu kentte, binlerce Bosnalı Müslüman erkek ve erkek çocuk sistematik biçimde ailelerinden koparıldı ve katledildi. Aradan geçen yıllar, acının ağırlığını hafifletmedi; aksine hafızanın önemini daha da görünür kıldı.
Srebrenitsa, yalnızca Bosna'nın ya da Balkanlar'ın meselesi değildir. O gün yaşananlar, uluslararası toplumun "bir daha asla" sözünün ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren acı bir örnektir. Koruma sözü verilen insanların göz göre göre ölümle baş başa bırakılması, savaşın yalnızca cephede değil, diplomasi masalarında ve karar mekanizmalarında da kaybedilebileceğini ortaya koymuştur.
Bugün artık tarihsel ve hukuki açıdan netleşmiş gerçekler vardır. Uluslararası mahkemeler, Srebrenitsa'da yaşananları soykırım olarak nitelendirmiş; sorumluların önemli bir bölümü yargılanarak mahkûm edilmiştir. Hukukun verdiği kararlar, kaybedilen canları geri getirmese de gerçeğin inkâr edilmesine karşı güçlü bir kayıt oluşturmuştur.
Fakat adalet, yalnızca mahkeme salonlarında tecelli etmez. Her yıl yeni kimlikleri tespit edilen kurbanların defnedilmesi, toplu mezarlardan çıkarılan her kemik parçasının bir aileye, bir hikâyeye ve yarım kalmış bir hayata ait olduğunu hatırlatır. Bazı anneler, evlatlarının yalnızca birkaç kemiğine yıllar sonra kavuşabildi. Bu gerçek, savaşların istatistiklerden değil, insan hayatlarından oluştuğunu gösteriyor.
Srebrenitsa'nın en büyük derslerinden biri de nefret söyleminin sıradanlaşmasının ne kadar tehlikeli olduğudur. İnsanları kimlikleri üzerinden ötekileştiren dil, zamanla ayrımcılığı, ayrımcılık ise şiddeti besleyebilir. Tarih, bunun sayısız örneğini sunuyor. Bu nedenle geçmişi anmak, yalnızca ölenleri hatırlamak değil; benzer acıların yeniden yaşanmaması için ortak bir bilinç oluşturmaktır.
Aradan geçen otuz yılı aşkın sürede dünyanın farklı coğrafyalarında savaşlar, zorunlu göçler ve sivilleri hedef alan saldırılar hâlâ yaşanıyor. Bu nedenle Srebrenitsa, geçmişte kalmış bir trajedi olmanın ötesinde, günümüze yöneltilmiş bir uyarıdır. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve sivillerin korunmasını yalnızca söylemlerde değil, uygulamada da savunmanın ne kadar hayati olduğunu hatırlatır.
Unutmak bazen kolaydır; hatırlamak ise sorumluluk ister. Srebrenitsa'yı hatırlamak, yalnızca Bosna-Hersek'in acısını paylaşmak değildir. Aynı zamanda insan onurunu, adalet arayışını ve barış idealini canlı tutmaktır. Çünkü tarihin en karanlık sayfaları, ancak onlarla yüzleşildiğinde yeni trajedilerin önüne geçilebilir.
Bugün Srebrenitsa'da yükselen sessizlik, aslında bütün insanlığa yöneltilmiş güçlü bir çağrıdır: Acıları yarıştırmadan, kimlikler üzerinden ayrışmadan ve geçmişi inkâr etmeden ortak bir vicdan inşa edebilmek. Kalıcı barış, ancak hakikatin kabul edildiği ve insan hayatının her türlü siyasi hesabın üzerinde tutulduğu bir zeminde mümkün olabilir.
Srebrenitsa'nın adı, umarız bundan sonra yalnızca büyük bir acının değil; hafızanın, adalet arayışının ve "bir daha asla" sözünü gerçekten hayata geçirme iradesinin de simgesi olarak anılır.
Faruk Kavaklı
#Srebrenitsa
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.